1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Bu Nasıl Bir Bayramdı?
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Bu Nasıl Bir Bayramdı?

A+A-

“Beğenmiyorsanız güneye gidiniz” demişti ya hem yobaz hem de ırkçı adam…
Bayramda ne çok insan gitmiş…
Hem de barikatlarda yaşatılan eziyet pahasına…

İnsan kendi ülkesinde gezerken, gitmiş olmuyor elbette…

***
Bayramlar hoşgörüyü anlatırdı halbuki…
Yine keyfimizi kaçırdılar.

Doktoru, siyasetçiyi, gazeteciyi, sendikacıyı, eğitimciyi velhasıl onlarca Kıbrıslı aydını, dudaklarından tek kelime kötücül söz duyulmamışken, “istenmeyen şahıs” ilan ettiler, Türkiye’ye almadılar.

Halbuki…
“Öğretmenlerin leşleri camilere sokulmasın” diyen hadsizi, yurttaşlığını da iptal ederek sınır dışı edemiyorlar.
Kan söylemiyle kışkırtıcılık rolünü üstlenen, yalanla yurttaş yaptıkları küstahı baş tacı ediyorlar.

Koltuk, makam, statü budalası ödlekler!

***
Bayram ziyaretlerinde insanların öfkesini işittim, gencinden yaşlısına… Okullarda başörtüsü üzerinden yaratılan gerilimde, “iktidar”ı haklı gören kimseyi duymadım.

Bir gencin yorumunu özellikle not ettim…
“Elimizi verdik, kolumuzu aldılar yıllarca, yetmedi, şimdi kafamızı istiyorlar…”

***
Niye rahat bırakmıyorlar.
En güzel zamanları adanın, hele köylerde, bir başka samimiyeti, sıcaklığı, dostluğu vardı bayramın…

Ağaçların çiçeğe yürüdüğü günler…
Bademlerin ardından şeftali, zerdali, erik de gelinlik kızlar gibi… Hele elma ağaçlarının çiçekleri… O nasıl bir güzellik öyle… Portakal, mandarin, limon çiçeklerinin kokusu, havadaki toza inat, olağanüstü bir esans şölenine dönüşüyor.

***
Bayram sofralarında - ne kadar pahalı olsa da- kırmızı et yine ağırlıklıydı. Fırınlar yanmış, pek çok köyde, şeherde… Etin yanında viskisini yudumlamış dedeler torunlarla… Kimi sofraya rakı, kimine şarap eşlik etmiş, kimine de zivaniya… Yine çok içilmiş…

Bir evde, cami muhabbeti dinliyorum.
“Köyün camisine sığamadık. Bu insanlar nereden geldi, ne zaman geldi? Hepsi hepsi bizim köylü; yedi kişi saydım…”

***
Bu nasıl bir bayramdı böyle…

Sabahattin Ali’nin o güzel şiiri, hüznü oldu adanın…
Karadeniz’in asi çocuğu “Mor çiçekli dal gibiydi / bahar vaktinde kırıldı…”

Sahnede ölmek sanatçıların hayali olsa da…
Acıymış çok fazla…
Hem o anı izleyenlere hem de geride kalanlara…

Alkışı yok, seyirciyi selamlamadan gitmenin…
Hüznü çok ağır…

Şarkı söylerken, en sevdiği işi yaparken, acı duymadan, çekmeden, çektirmeden, bir anda yumdu gözlerini belki…
Teselli olacaksa eğer…

“Uyanmaz” oldu ama…

“Sütümü helal ettim size” derdi, sevgisinin ifadesi olarak Volkan Konak…
Kıbrıs’ımızda yumdu gözlerini hayata…

Kimliğimize, kişiliğimize, değerlerimize, kültürümüze saldırıyı gördü, bildi, anladı, mücadelemizi saygıyla selamladı.

Bu ülkenin sütü helal olsun sana kuzeyin oğlu…

Hani kimileri sela da okumayacaksa…
Küllerin - ve düşlerin - her fırtınada Karadeniz’den ulaşır Akdeniz’e…
Umudun, direnişin, devrimin kardeşliği yaşar her daim…

Şiirlerle, şarkılarla…

 

Bu yazı toplam 2293 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar