Çökmüş bir siyaseti başarılı göstermeye çalışmanın tek hedefi çözümsüzlüğün devamıdır!
Siyaset başka, hayat başka…
Mesela Ahmet Savaşan…
UBP Lefkoşa Milletvekili…
Yıllardır tanırım, çok güvenirim…
-*-*-
Siyaseten bir çok noktada belki buluşmayız ama iş ve özel hayatında benim için çok güvenilirdir…
Haaa siyaseten ahbabı ama özelde düşmanı mısınız?
“Dedem da derdi, her bahcada var bir guyu; her Gıbrızlının da var bir huyu”…
-*-*-
Ahmet savaşan kardeşim, Başbakan Ünal Üstel ile birlikte Berlin’de turizm fuarındaydı…
Tabii ki Fikri Ataoğlu olmazsa olmaz…
Sevgili Ahmet Savaşan bu konuda öyle bir açıklama yaptı ki; sanırsınız, bir, bilemediniz iki sene içerisinde “Almanya KKTC’ye akacak…”
-*-*-
Savaşan dedi ki; Başbakan’ın Berlin ziyareti, KKTC’ye yatırım yapılmasını teşvik etmek ve tur operatörlerinin Kuzey Kıbrıs’taki etkinliğini artırmak amacıyla gerçekleştirilen stratejik bir hamledir…”
Bu iddia; çok “iddialı” bir iddia!
Çünkü bu tür etkinlikler, bu tür gezmeler, bu tür fuarlar hep vardı ve bugüne kadar hiçbir sonuç alınmadığı gibi, “turist sayısı ya da kalitesi” adına hep geriye gidildi…
-*-*-
Haaa Savaşan kardeşimin, şu iddiasına katılıyorum: “… Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC’deki inşaat ve turizm sektörlerini hedef alan girişimler yapıyor…”
Bu saptama çok doğrudur; haklı ya da haksız Rumların yaptığı “pislik”tir, Doğuş Derya bu yorumum için beni affetsin ama “Rum Yönetimi’nin yaptığı adamlık değildir”…
Ama Ünal abimizin “… Almanya’daki temaslarının Kuzey Kıbrıs’a yönelik yatırımların artırılmasına ve turizmin geliştirilmesine yönelik adımlar içerdiğini” söylemek, Cem Yılmaz’ın tek kişilik sahne gösterisi sırasında kederden saatlerce ağlamayı beklemek gibi bir durumdur!
Ahmet Savaşan kardeşim diyor ki, “… bu temaslar KKTC’nin ekonomik kalkınmasına olumlu katkıda bulunacak…”
“sıfır şans, gülümseyelim, devam edelim” diyorum…
-*-*-
Haaa merak ettiğim ya da hatalı bulduğum, “hiçbir gelişme olmayacağını bile bile, Kazakistan’dan tanınma beklemek gibi bir durum olduğunu göre göre”; “Ünal başbakanımız 100 metreyi 7 saniyenin altında koşacak, göreceksiniz” iddiasını neden savunuyor olduğumuzdur…
-*-*-
“Çalışıyoruz ama Kıbrıs meselesi çözülmezse olmayacak, bunu biliyoruz, bu yüzden çözüm kaçınılmazdır” demek o kadar zor olmasa gerek diye düşünmekteyim!
Neyse!
Kazaksitan bizi tanıyacak!
“Nah tanıyacak” durumda olduğumuzu sanırım anlamışızdır!
Dolayısıyla atmayalım, tutmayalım, bir birimizi daha çok aldatmayalım, gerçekleri konuşalım!
-*-*-
Bir konu daha var…
Tahsin abim Londra’ya gitti…
En başta – en birinci gitmesi gereken olmalıydı…
Tabii ki gidecek…
-*-*-
Siyaset başka, hayat başka…
Tahsin abim bana küs…
Bundan dolayı da üzgünüm ama benim saygım sevgim, eleştirilerimle birlikte bakidir…
O ayrı mesele…
-*-*-
Dış İşleri Bakanlığı, Tahsin abmin Londra temasları!!! ile ilgili olarak TAK Ajansı’na bilgi vermiş…
Ve bilgide denmiş ki, “… Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, 3-7 Mart tarihleri arasında Londra'da temaslarda bulundu… Ertuğruloğlu ziyareti kapsamında, Birleşik Krallık Parlamentosu KKTC Dostluk Grubu ve farklı siyasi partilerin Milletvekilleri ile Birleşik Krallık Parlamentosu’nda toplantılar yaptı…”
“… Düşünce kuruluşlarında yuvarlak masa toplantılarına katılan Ertuğruloğlu, Kıbrıs meselesi hakkında bilgi verdi ve bazıları canlı yayınlar olmak üzere çeşitli basın kuruluşlarında mülakatlar gerçekleştirdi.”
-*-*-
“… Birleşik Krallık Parlamentosu KKTC Dostluk Grubu ve farklı siyasi partilerin Milletvekilleri…” ifadesi tabii ki okunduğu zaman, çok önemli gibi kabul edilir…
Ama “sayın bu vekillerin isimlerini” deseniz, bir elin orta parmağına kadar gelir durursunuz…
Bir vekil!
O’nun da seçim kampanyasına Kıbrıslı Türk ahalisi maddi manevi biraz destek veriyor, adamcağız da haliyle pek kıramıyor bizimkileri…
-*-*-
Abartmayın!
Ortada ciddi abartı var!
Bir kere İngiliz Parlamentosu’ndaki KKTC Dostluk Grubu, üç – beş lord ve baronesten oluşmaktadır…
Belki zaman zaman, “fotoğraflarda görünmemek ve ismini de pek kullanmamak şartıyla”, iki hadi bilemediniz üç de vekil oralarda görünmektedir ama bu da pek sık olan bir şey değildir…
-*-*-
Oysa bize “mesela” denmeli ki; “… Ayrı devlet talep eden tutumumuz nedeniyle siyasetimiz destek bulamamakla birlikte, biz yolumuzdan dönmeyeceğiz”…
Ama, Tahsin abim gitti da İngiltere ayağa kalktı havasına girmek, “ciddi bir ruh sağlığı” sıkıntısıdır diye düşünmekteyim ki doktorların işine de karışmayalım!
-*-*-
Peki, KKTC’nin statüsü ile alakalı bu tür “propagandik” ama sonuçta da “dandik” açıklama ya da ziyaretler neden abartılıyor?
-*-*-
Vardır çeşitli sebepleri elbette…
Ama birinci sebep, “… Kıbrıs’ta 1974 sonrası başlayan süreçte, özellikle 1983’le birlikte tüm siyasetimiz çöküktür, başarısızdır”ın gizlenmesi çabasıdır…
-*-*-
İkincisi, birinci sebepte söylediğimiz genel başarısızlık kapsamında, “eşit egemen ayrı devlet siyaseti”nin da sıfır başarıya sahip olması durumudur…
-*-*-
Çözüm mü?
Çözümün ne olduğunun aslında herkes farkındadır!
Ama bunların esas hedefi, çözüme değil, çözümsüzlüğe sıkı sıkıya sarılıp, şu anda yaşıyor olduklarımızı yaşamaya devam etmektir…
Onlar memnundur ve kendilerinden daha memnunların memuru olmaktan gocunmamaktadırlar!
Olay da budur!
Yeniden okuyabilmek keyif olacak
Bazı köşe yazarları vardır, illa ki görüşlerine katılmak zorunda değilsiniz, “okumazsam olmaz”dır…
Mesela Yılmaz Özdil…
-*-*-
Bana göre Özdil bir milliyetçidir ve bu iyi bir şey değildir; hatta bazı durumlarda “Batı Avrupa’da yaşasaydı, en sağcı partiyi sollardı” dediğim, “yabancı düşmanlığı hipokrasisi” söz konusudur ama iki yıldır O’nu okuyamamak, ciddi sıkıntılarım arasındaydı…
-*-*-
Artık okuyacağız…
-*-*-
Neden?
Sözcü gazetesine geri dönmüş…
-*-*-
Yabancı düşmanlı hipokrasisi nedir?
Örneğin Türkiye’ye Suriyeli ve Afganistanlı göçmen akışından rahatsız olup, Kuzey Kıbrıs’ta nüfusumuzun ebesinin tirinaynaynom edilmesine göz kapıyor olmasıdır!
Bir anlamda, yoğun Türk siyasetinin “o başka bu başka ulan” noktasında durmuş olması halidir!
-*-*-
Neyse!
Peki Özdil neden Sözcü’de yazmayı bırakmıştı?
Çünkü, “Kemal Kılıçdaroğlu seçimi kazanamaz, ya Mansur Yavaş ya Ekrem İmamoğlu aday olmalı” dediği için…
Bu yüzden linçe uğramış, gazetesi zarar görmesin diye de ayrılmış…
-*-*-
Şimdi geri dönme zamanı…
Anladığım kadarıyla Ekrem İmamoğlu da zaten aday…
-*-*-
Bu arada eklemekte fayda görüyorum; Yılmaz Özdil keşke KKTC’ye de gelse; herkesle konuşsa, bizle ilgili konularda “Türk milliyetçiliği ve ağır - hem de derin - devlet propagandası”na kapılmadan yazsa, inanın daha da mutlu olacağım...”