1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. İmamoğlu ve bizdekiler…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

İmamoğlu ve bizdekiler…

A+A-

Türkiye’de son olaylar ve akabinde son iki gün meydana gelenler akıllara durgunluk veriyor…

Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptali, ertesi gün göz altına alınması…

Onunla birlikte çeşitli suçlar isnat edilerek 100’ün üzerinde kişinin de göz alındığı haberleri Türkiye’yi ayağa kaldırdı.

İmamoğlu’nun diplomasını iptal eden İstanbul Üniversitesi’nin öğrencileri polise karşı direndiler, polis barikatını yıktılar, protesto eylemleri yaptılar.

CHP’liler ve bazı siyasi partiler farklı yerlerde kalabalıklar oluştururken, TBMM dahil protesto eylemleri gerçekleştirdiler.

Elbette ki son iki gün olanların habercisi de önceden tutuklanan veya göz altına alınan bazı ilçe belediye başkanları, gazeteciler, iş insanları, sanatçılar, konuşanlar hatta astrologlardı…

***

Avrupa Konseyi’nden, Almanya’dan, Yunanistan’dan açıklamalar yapıldı. Avrupa Konseyi, gelişmeyi demokrasiye aykırı ve siyasi baskının göstergesi olarak değerlendirirken, Almanya Dışişleri’nden yapılan açıklamada “ciddi bir gerileme” yorumu yapıldı. Atina Belediye Başkanı da “Ekrem arkadaş, yanındayız” dedi. Avrupa Parlamentosu’nun bazı üyeleri video yayınlayarak İmamoğlu’nun ve Türkiye demokrasisinin yanında olduklarını söylediler. Olaya tepkiler devam etti.

Bu olaylar ekonomide de karşılığını buldu tabii ki. Bu “ciddi gerileme”, dövizin fırlamasına, daha doğrusu TL’nin tepe taklak düşmesine neden oldu.

TL’yi kullananlar bir anda daha da yoksullaştılar.

Dövizin biraz olsun dengelenmesini sağlamak için bankalar 8 milyar dolar sattılar ama ne kadar dengelendiği ortada.

***

Demokrasi yanlısı, hukukun bağımsızlığına inananlar kalabalıklar oluşturup protestolarını devam ettirirken tabii ki sevinenler de vardı.

Öncesinde ve göz altı günü, bu sevinenler, başta sahibinin halk olduğu TRT olmak üzere, tv programlarında el ovuşturmaya, sırıtmaya devam ettiler, yapılanın kendilerine göre hukuka uygun olduğunu söylediler, ‘sahibinin sesi’ görevini yerine getirdiler.

***

Peki bizimkiler, yani koltuklara oturtulanlar ne yaptı?

Tabii ki bir şey yapmaları beklenemezdi. Yani “Hop neler oluyor?” demelerini bekleyemezdik herhalde!

Ama ne yaptılar?

Onlar önceden, el öperek, şükran çekerek taleplere yanıt vermişlerdi zaten;

Karar almışlar ve Resmi Gazete’de yayınlamışlardı.

Neyi?

Ortaokullarda da kızların bone ve bandana takmalarını…

Neden?

Çok talep varmış.

***

Peki kime sordunuz?

Kimden görüş aldınız?

Bilimsel mi değil mi, psikolojik ve sosyolojik açıdan uygulanabilirliği ne kadar uygundur?

Birileri bunları araştırdı mı?

Yok, sanmıyorum.

Talep gelmiş.

Kimden?

Bence abilerinden.

***

Liseler ve üniversiteler tamammış da şimdi de ortaokulda uygulanıyormuş diye çok mutluymuş Eğitim Bakanımız…

“Hayırlısı olsun”muş.

Ortaokuldaki, hatta lisedeki bir genç kızın başını kapatmasının kendi iradesiyle olabileceği düşünülüyor mu?

Anne-Babasının ısrarıyla kapatacağı başının, o genç kızın psikolojisi üzerinde yaratması muhtemel travmayı Çavuşoğlu hesaplayabildi mi veya birilerinden görüş aldı mı?

***

Hiç böyle bir ihtiyaç hissetmemiştir diye düşünüyorum çünkü acelesi vardı.

Abileri “Hemen uygulayın” demişlerdi ve kaybedecek vakti yoktu.

Eli mahkumdu.

Çok sevdiği koltuğunu kaybetmemek için hemen yapmalıydı.

Çünkü “çok talep vardı.”!

***

Peki, Kıbrıslı Türklerin talepleri!

Onların düşünceleri!...

Onca yılda elde ettikleri çağdaş yaşamın getirdiklerinin yavaş yavaş ellerinden gidişini seyrederken her gün yaşadıkları travmalar soruldu mu?

Popülasyon her gün değişirken, kendi ülkelerinde yabancılaşırken ne düşündükleri, ne yapılması gerektiği gibi bir arayış içine girildi mi?

“Sizin talebiniz nedir?” diye soruldu mu hiç!

“Talep çokmuş!”

Niçin?

Çocukların başlarının kapatılması için.

Peki neden?

Dıştan bakıp basitçe düşününce bir çocuğun başı neden kapatılmak istenir?

‘Şimdilerde Müslümanlıktaki yaygın anlayışa göre herhalde evlenme yaşına geldiği düşünülmüştür, onun için de erkeklerin kız çocuğunun saçının telini görmesi namahrem olacaktır, bunu engellemenin yolu da başını kapatmaktır.’

Bunu uygulatacak olan da ne yazık ki çağdaş eğitim vermekle yükümlü olan Eğitim Bakanlığımız ve ne yaptıkları hep kuşkulu olan Bakanlar Kurulu’muzdur.

Yazık, hem de ne yazık.

***

Küçük çocukların başlarını bağlamasına “talep var” gerekçesiyle hemen dalanların bu ülkeyi yönetmelerine mideleri bulanmayan var mı acaba?

İşte, Türkiye’deki gelişmelerin buraya yansıtılmış uygulayıcıları Üstel gibiler, Tatar gibiler, Arıklı gibiler, Çavuşoğlu gibiler…

Nerde oldukları, ne için orada oldukları, neyi-kimi temsil etmeleri gerektiği hiç mi hiç umurlarında olmayan, toplumlarının yok olmasına aracılık eden (birileri) mi desem bilemedim.

Bunları hak edecek ne yaptık acaba!

Bu yazı toplam 589 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar