1. YAZARLAR

  2. Serhat İncirli

  3. Korku demokrasisi
Serhat İncirli

Serhat İncirli

Korku demokrasisi

A+A-

Bu bir zihniyet meselesi değildir sadece...
Bu, sistemin ta kendisidir ve buna “gerçek anlamıyla” demokrasi demek, doğru olmaz...

-*-*-

Çok basit bir örnek vereyim... 
Türkiyeli en zengin iş sahiplerinin yüzde 80’inin oluşturduğu Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin yani kısaca TÜSİAD’ın en üst yöneticisi, yani Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı hakkında soruşturma başlatıldı...

-*-*-

Bu soruşturmaya, TÜSİAD YİK Başkanı Ömer Aras’ın, genel kurulda yaptığı konuşma sonrası karar verildi...

-*-*-

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklamada, Mehmet Ömer Arif Aras hakkında "adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma suçlarından" soruşturma başlatıldığı ifade edildi.

-*-*-

Açıklamada Aras'ın "bir kısım soruşturma ve kovuşturmalarla ilgili yargıyı telkin ve yönlendirme ile gerçeğe aykırı, kamu barışını bozmaya elverişli nitelikli sözler" sarf ettiği iddia edildi.

-*-*-

Bir sivil toplum örgütünün başkanı veya her hangi bir vatandaş, hükümetin – iktidarın ya da Cumhurbaşkanı’nın siyasetini eleştiremez mi?

-*-*-

Aras, Türkiye’de yönetimin ekonomi siyasetinin yanlış olduğunu, özellikle de 2020’lerdeki tutum nedeniyle enflasyonun yükseldiğini iddia etti...

-*-*-

Bakın, vereceğim örneğin en önemli kısmı buradadır... 
Sevgili Ersin Tatar da aynısını düşünüyordu...
Hem de tam aynısını...
Belki hala tıpkı Aras gibi düşünüyor hatta eminim öyledir de...
Kıbrıs Postası’nda zamanında yaptığımız bir söyleşide, hemen hemen Aras ile aynı şeyleri söylemişti...

-*-*-

Sonra Cumhurbaşkanı yapıldı ve bu konuda bir daha konuşmadı...

-*-*-

Aras ve Tatar, aynı dünyanın – aynı felsefenin – aynı ideolojinin elemanlarıdır...
Ancak “NAS”çılar, bu felsefeye ve bu inanca kesinlikle “düşman”dırlar!

-*-*-

O yüzden de Aras konuşursa sorgulanacaktır; Tatar da sustuğu müddetçe koltukta kalmayı belki garantiye alacaktır...

-*-*-

Ve, ister korkudan deyin, ister çıkarcılıktan girin, ister bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıkla eleştirin; Türkiye’de var olan ve KKTC’yi de kesinlikle etkisi altında tutan düzen ya da sistem, demokrasi değildir...

-*-*-

Adı her neyse, toplumsal bozulmanın, denetimsiz çıkarcılığın daniskasıdır...
“Ama halk seçiyor...” demeyin sakın!
Bozulmanın temeli oradadır... 

-*-*-

Sen siyasetinden, felsefenden eminsen; benim farklı bir siyasetle düşünüp eleştirmemden niye korkuyorsun ki?

-*-*-

Asla eleştirme!
Konuşma, sus!
Biat et!
İdare et!
Ya da hapse atıl, soruşturmayla kork falan...
Dostlar da demokrasi görsün!


Cebinde “tek devletin” pasaportu ile 
sözde devletin savunucusu olmak...

Eşit egemen ve ayrı bir devleti, mesela “sahte” değil “sözde” devletimiz KKTC’nin yaşatılmasını savunan kardeşlerim arasında elbette buna yürekten inananlar da vardır ama sayıları çok azdır...

-*-*-

Kıbrıs’ta iki ayrı egemen, eşit ve bağımsız devleti içerebilecek bir çözümü savunanların ezici çoğunluğu maddi veya manevi çıkarlarını korumaktan başka hedefi olmayanlardır...

-*-*-

Mesela diyorum, bir elin parmaklarını - hadi iki elin diyelim – geçmeyen yürekten inanmış ayrılıkçıların dışında kalan ezici çoğunluğa deseniz ki, “... Neden tümünüzün ‘Rum Pasaportu’ dediğiniz Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait pasaportu var?”, evelerler – gevelerler!

-*-*-

Kardeşim, götürüp iade etsene!
Veya toplu ayin şeklinde bir araya gelip, mesela külliye bahçesine o pasaportları yığıp yaksanıza!

-*-*-

Bunu içinizden bir tekiniz – Ersin Tatar dahil – yapsın, eğer bu konuda ağzımı bir kez daha açarsam, sizin gibi “sahtekar” olayım!
İnandırın, ikna edin beni!


Ve Mudulla...

Moutoullas ya da Türkçe “söyleyişle” Mudulla, Lefke Aplıç’tan Trodos’a doğru düm düz çıkarken, Kalapaniyotis’ten sonra, Pedula’dan önceki köydür... 
Yani yemyeşil, dev ağaçlı ve hiç durmadan akan deresiyle Marathasa Vadisi’nin üç köyünün ortasındaki köydür... 

-*-*-

Mudulla’da kalabileceğiniz onlarca kiralık evcik, odacık veya otel söz konusudur... Geleneksel “Kıbrıs mezeleri ve kebapları” yapan çok sayıda restoranı ve hatta lokmacısı bile vardır... 

-*-*-

Üç günden beri bu bölgeyi yazmaya çalışıyorum... 

-*-*-

Mudulla köyünün geçmişi, öteki ikisi gibi Doğu – Batı Roma bölünmesi ile Doğu’ya yani Bizans’a kalan döneme kadar dayanır... 

-*-*-

Ve bu köyde yaşayan insanlar, 1200’lü yıllardan kalan şapelleri, kiliseleri, manastırları, çok ünlü ama şu anda kullanılması yasak olan suyuyla, topraklarının sahipleridir...

-*-*-

Köyde, Pedula ve Kalapaniyotis’te olduğu gibi çok sayıda boş, terkedilmiş gibi görünen ev görebilirsiniz...
Ama bu evler, örneğin Yunanistan’dan getirilen ya da gelen göçmenlere ya da 1974’te Kuzey’den göçe zorlanmış Rumlara hediye edilmemiştir...

-*-*-

Neden mesela Mudulla veya Güney Kıbrıs’taki tüm diğer köyler, Kuzey’e göre çok daha bakımlı, çok daha temiz, çok daha turistik, çok daha otantik ve çok daha dibine kadar Kıbrıslıdır?

-*-*-

Ve evet çok acıdır ama bu köyler, hem dinlerine hem de Elen milliyetçiliğine de; Kıbrıslı Türklere oranla daha çok bağlıdır ki bu iyi bir şey midir yoksa kötü bir şey midir, tartışmamız lazım... 

480044333-1772748403505328-7167094192767770640-n.jpg

Bu yazı toplam 1463 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar