Milli sermayenin önemi: Biz bu Ermeni’yi dövdürtmeyecektik ve sarı öküzü vermeyecektik!
Türk’ten Türk’e Kampanyası…
Toplumlararası çatışmalar döneminde TMT’nin emri ile başlayan bir kampanyaydı…
-*-*-
Çalıştıydı çalışmadıydı, işe yaradıydı yaramadıydı ayrı bir konu…
Ama o zor dönemde, “toplumsal ya da milli bir sermayemizin olması” çok değerliydi…
-*-*-
Milli sermaye!
Kapitalist Dünya’da devletlerarası ilişkilerde çok değerli bir sermaye çeşididir…
Bir ülkenin, bir devletin milli sermayesi, “kapitalist ekonomilerin milliyetçi yapısı” adına olmazsa olmazdır…
-*-*-
Nedir milli sermaye?
Tabii ki bir toplumun, bir halkın, bir ülkenin tüm vatandaşlarının sahip olduğu toplam mal varlığı ve ekonomik kaynaklardır…
-*-*-
Özel sektörde faaliyet yürüten şirketler, oteller, hatta bankalardaki mevduatlar, evler, arsalar, tarlalar, limanlar, yollar, havaalanları milli sermayeyi oluşturan değerlerdir…
-*-*-
Ekonomik kalkınma adına bu milli sermaye çok değerlidir…
Ama işin bir de “manevi” yanı vardır ki o da “devletin bağısızlığının – özgürlüğünün – eşitliğinin gücü” olması durumudur…
-*-*-
Kapitalist bir sistem içerisinde güçlü bir milli sermaye; güçlü egemenlik, güçlü bağımsızlık, güçlü eşitliktir…
Eğer milli sermayeniz yoksa, zayıfsa, ebediyen birilerine bağlı kalırsınız ve ne bağısızlıktan, ne egemenlikten söz edebilirsiniz…
-*-*-
Ayrıca bir ülkede ekonomik kalkınmadan ya da moda deyimle “sürdürülebilir büyüme” adına, milli sermayenin son derece verimli ve etkili bir şekilde kullanılması hayati öneme hazidir…
-*-*-
Tüfekçi ve Tosunoğlu isimli iki şirketle alakalı yaşananları hayret ve üzüntüyle izliyorum…
Bir yığın hukukçu ile konuştum…
Bu iki şirketle ilgili olarak ğç – dört günden beri yaşananlar, kesinlikle komplodur…
Herkes, ama herkes, mevcut soruşturma ya da tutuklamaların sonucunun kesinlikle beraat olacağını konuşuyor…
-*-*-
Peki nedir yaşananlar ya da yaşatılanlar?
Avukat Mustafa Asena diyor ki, “… tüm bu yaşananlar, Kıbrıs Türk toplumunun ya da KKTC’nin milli sermayesi olmaması için oynanan bir oyundur… Milli sermaye olmasın, Kıbrıs Türk toplumu güçlenmesin ve toplum hep bir yerlere, birilerine muhtaç olsun…”
-*-*-
Milli sermaye, üretim kapasitesini artırarak ekonomik büyümeyi teşvik eder.
KKTC’de ekonomik büyüme istenmiyor, maç idare ediliyor ve sürekli Türkiye’ye muhtaç bir yapı tasarlanıyor…
-*-*-
KKTC’yi o veya bu şekilde yönetenler, yatırımların artmasını, yeni iş fırsatlarının doğmasını ve işsizlik oranlarının düşmesine yardımcı olacak adımları zerre kadar umursamıyor…
-*-*-
İhaleleri Türkiyeli şirket alacak, çalışanlar da tamamen yurt dışından gelecek… Arada taşeron birkaç firma belki bundan faydalanabilecek, o kadar!
-*-*-
Ülkenin genel refah seviyesini yükseltmek gibi bir hedef de söz konusu değildir…
Güçlü bir milli sermaye, bir ülkenin uluslararası pazarlarda rekabet edebilme yeteneğini artırır. Bu da ihracatın artmasına ve ticaret dengelerinin olumlu yönde gelişmesine katkı sağlar.
Sizce KKTC’yi yönetenlerin böyle bir derdi var mıdır?
Bence kesinlikle yoktur!
Zaten bu yüzden de KKTC, her türlü uluslararası pazardan uzak bırakılmakta ve neredeyse tüm ithalatını Türkiye’den sağlamaktadır…
-*-*-
Milli sermaye büyürse, eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlara yapılan yatırımlar da artacak…
Adamlar buralara kendi itibarları ve kendi cepleri için dev gibi saraylar yaıyorlar, o kadar…
-*-*-
Son olarak yaşadıklarımız da Merkez Bankası gibi bol mammalı bir ihalenin milli sermayeye kazandırılmasının engellenmesi çabasıdır…
-*-*-
Senelerdir bunu bir şekilde anlatmaya çalışırım…
Ve genellikle de milli sermayemizin bir çok “insanı” tarafından “haksız” hatta “suçlu” muamelesine maruz kaldım!
-*-*-
Oysa Mustafa Asena’nın da dediği gibi, ben bir komünisttim…
Ve “milli sermaye” diye bir kavramın da doğal düşmanıydım…
Ama doğal düşmanı olmama rağmen, şimdi ne söyleyebilirim biliyor musunuz; keşke hepimiz – hepiniz komünist olsaydık - olsaydınız…
Bilemedim…
-*-*-
Sevgili kardeşim – bağımsız milletvekili Hasan Tosunoğlu, milli sermayenin önemli bir bireyidir…
Düne kadar, özellikle ben ve benim gibilerle Türkiye’nin bir çok siyaseti iile ilgili olarak çok sert tartışmaları olmuştur…
Ama dün oğluna bana göre son derece haksız bir şekilde üç gün daha tutukluluk verilmesine çok içerledi…
Yaptığı paylaşımda kullandığı bir çok cümle, bazı gerçekleri anlayabilmek adına bence çok önemlidir…
-*-*-
Hasan Tosunoğlu diyor ki, “…. Daha ihale sürecinde tuhaf şeyler yaşanmaya başlamıştı. En sonunda iş daha da ileri götürülerek itibar suikastine kadar vardırıldı… İlgili tüm mercilerin onayından geçen ve Merkezi İhale Komisyonu tarafından incelenerek kabul edilen evraklarda sahtecilik yapıldığı iddiasıyla polis soruşturması başlatıldı. Avukatın da mahkemede dile getirdiği gibi, bu iddianın altı tamamen boştur. Konunun mahkemede netliğe kavuşturulacağından en ufak bir kuşkum yoktur… Masumiyet karinesi ilkesini hatırlatmayı bile lüzumsuz görüyorum. Yargıcın karara bağlamadığı, henüz sonuçlanmamış bir dava hakkında bu rahatlıkla peşin hüküm ilan edenlere ne söylenebilir ki? Ayıplarıyla şimdilik baş başa kalsınlar… Bu ülkede yıllardır şerefiyle yaşayan bir aileyiz. Onurumuza yönelik saldırılar elbette bizim için kolay katlanılabilir şeyler değil. Ama bu saldırıdan yüz akıyla çıkacağız. Bizi yıkamayacaklar… Bu arada konuşacak çok şeyimiz birikti. Elbette konuşacağız... Çok yakında ve bütün açıklığıyla...”
-*-*-
Sadece Hasan kardeşime değil, sevgili Hüseyin Tüfekçi’ye de geçmiş olsun derken, “biz bu Ermeni’yi dövdürtmeyecektik” ve “Sarı öküz”le alakalı hikayeleri bulup okumalarını tavsiye ediyorum…