Rumlar Ada’ya biz komisyonculuğa ve rüşvetçiliğe ha bir de yalanlara sarıldık!
İsmini ve kimliğini gizleyerek, hemen her yazdığım yazıya yorum yapan; isimlerini gizleseler ve inatla ısrarla “Rumcu” demeye çalışsalar bile “kesinlikle” beni her gün okudukları için çok değer verdiğim bazı “gizemli karakterler” veya şöyle söyleyeyim, “gizli hayranlarım” var.
-*-*-
Aslında “sapıklarım” diye de düşünebilirsiniz...
-*-*-
Önce Pedula’yı yazdım ve bugün de Lefke’nin Güney’inde, müthiş Marathasa Vadisi’nin üç köyünden ortancası yani ortadaki köyü olan Moutoullas ya da Türkçesiyle Mudulla’yı yazacaktım ama “sapıklarım” hemen devreye girdi...
-*-*-
Cevap vermek gibi olmasın ama bazı saptamalarımı yazmak istiyorum...
-*-*-
Sapıklarımızın yazdıklarından yola çıktığımda iki şeyden huylandıklarını anlıyorum...
Birincisi kesinlikle Kıbrıslı Türk toplumunun yok edildiğinin farkındadırlar ama bunu yazıyor olmamızdan nefret ediyorlar; illa ki gizlememizi ve değiştirilen toplumsal yapıyı savunmamızı istiyorlar...
-*-*-
İkincisi ise “Rum toplumunun”, Kıbrıs ve Kıbrıslılığa sahip çıkmasını kabullenemedikleri için, “Yunan Bayrağı asıyor olmalarına çok canım sıkıldı” diye yazmama, “... gördün mü İncirli bunlar Enosis istiyor, bunlarla yaşayamayız” demeye getiriyorlar...
-*-*-
Oysa görünen köy ortadadır...
Rumların Enosis istiyor olması beni zerre rahatsız etmiyor...
Çünkü Yunanistan ile birleşme meselesiyseydi Enosis; Avrupa Birliği’nde o birleşme sağlanmıştır...
Haaa Ada’nın bir “Elen” Adası olması meselesiyse; bununla kimse ilgilenmiyor artık...
-*-*-
Pedula da Mudulla da, Kalapanayiotis de, binlerce yıldır aynı insanların köklerinden gelenlere ait köyler, topraklar...
Ve sonuna kadar sahip çıkmışlar...
Elen, Yunan, Rum ya da Kıbrıslı; hiç fark etmez, ortada net bir sahip çıkma söz konusu...
-*-*-
Evet, bahsettiğim üç köyün de nüfusları azalmış, evet çoğu sakinleri kentlere göç etmiş ama evleri duruyor, hafta sonları, yazları ya da kışları gelip burayı tatmaktan ve burada olmaktan keyif alıyorlar...
Ve turistler her üçüne de bayılıyor...
-*-*-
Sapıklarımın esas derdi 1974 sonrası Kuzey Kıbrıs’ta kurulan yalama düzenin durumunu gizlemek...
Bunun için çabalıyorlar...
-*-*-
Tek dertleri, ganimetçi, hırsız, hatta emindirler “işgalci” olduğumuzu evet olduğumuzu – ben dahil hepimiz öyleyiz; gizlemek...
-*-*-
Pakistan Başbakanı vay da KKTC’ye destek vermiş!
Erdoğan da almış kabul etmiş!
Peki, hani o destek?
Elle tutulur ne var ki?
-*-*-
Haaaa ayrıca Pakistan’ın vereceği destek de eksik olsun yani...
-*-*-
Mesela EOKA ya da EOKA B’nin başaramadığını, Pedula köyünde 1974’ten kalan “Enosis” yazısında hala o başarısızlığı görsek de; sapıklarımın korumaya çalıştığı “kurum” ya da “kurumsallaşmanın” Kıbrıs Türk toplumunu yok etmeyi başardığı – başarmak üzere olduğu apaçık ortada değil mi?
Bize hep anlatılan ve sapıklarımın da çok ilgilendiği – bugünkü fotoğrafta duvar yazısıyla da o dönemde hep var olan Enosisçilik ya da Akritas Planı’nı kim en başarılı şekilde uyguladı?
-*-*-
Mesela kim bu Ada’dan daha çok Kıbrıslı Türk temizledi?
EOKA B mi yoksa 1974 sonrası düzenin “düzücüleri” mi?
Dürüst olun ve rakamlarla yanıt verin!
-*-*-
Mesela siz de etrafınızdaki benzer tiplere bir bakın; ihale saçmalığına değinen var mı?
Bugüne kadar hangi faşist köşe yazarından, hangi faşist siyasetçiden “diploma skandalı” ile ilgili bir şikayet dinlediniz?
-*-*-
Akademisyen Mete Feridun sosyal medyada “... Nasıl olur da bir bankada 4-5 yıl boyunca müşteri hesaplarından 1.5 milyon sterline yakın para sirkat edilebilir ve müşteri şikayette bulunmadan fark edilmez? Bankanın iç denetim, iç kontrol, risk yönetimi sistemleri açısından çok ciddi bir zafiyet. Tabii bunlardan nihai sorunlu olan yönetim kurulu açısından ve bankacılık sektörü gözetimi açısından da. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Bizde hasıraltı edilecek sıradan bir haber olarak geçti ama İngiltere'de olsa çok ciddi sonuçları olurdu...” şeklinde bir paylaşım yaptı?
-*-*-
Ekonomist, Cambridge Üniversitesi Mezunu, hesap uzmanı kardeşimiz Ersin Tatar örneğini vereyim...
Tatar’dan bu konuda en küçük bir “ses” işiteniniz var mı?
Yoktur!
-*-*-
Hükümetten biri tek ses verdi mi?
-*-*-
KKTC adlı sahteliğin nemalanıcısı yalakaların en büyük sıkıntısı budur!
Rum tarafının Kıbrıs’a ve Kıbrıslılığa sahip çıkmasını asla hazmedemiyorlar...
“Bizi kovdular” diyorlar zaman zaman ki bu da doğru değildir; kovmak isteyenler vardı ama ayrılmak isteyen bizler çok daha etkiliydik...
Ayrıldık da ne oldu peki?
İşte gerçekler ortada!
Onlar, yukarıda da yazdığımız gibi hem binlerce yıllık köylerine, hem Kıbrıslılıklarına hem de Eleneliklerine sıkı sıkıya sarılıyorlar...
Ayrıca dinlerine de...
-*-*-
Bizde, her hafta camiye gidip, her dini günde sosyal medya paylaşımları yapan en önemli şahsiyetlerden birine “besmele çek” desen geveleyecek, “Kelime – i Şahadet?” desen, öksürecek! Ama yalakalık, yağcılık adına adam ya da adamlar “haydi hayırlı cumalar”da!
-*-*-
Peki neden?
Neden olacak; kurdukları mevcut sahte, corrupt düzen devam etsin ve kimisi makam maskaralığına kimisi cep doldurmaya devam etsin!
-*-*-
Biz mi?
Vallahi canım her “Kıbrıs” çektiğinde Pedula’dayım!
Değilse Lefkara!
Değilse Omodos!
Hiç olmadı hala direnen kendi köyüm Limnidi!
-*-*-
İsimlerini açık açık yazabilme cesareti gösteremeyen sadık ve de sapık takipçilerime sormak isterim; Pedula ve Mudulla gibi, babamın – dedemin – dedelerimin köyü Kurutepe – Xerovouno ne oldu?
Sahi orası askeri bölge!
Girilmez!
-*-*-
Xerovouno ya da Kurutepe’yi de canlandırıp, mesela Fikardu gibi binlerce turist getiremez miydik?
Biz de Rum turizminin yaptığı gibi, “zamanında bu köylüler Arap akınları ve Anadolu’dan korsanların saldırılarından gizlenmek için denizden uzağa, tepe arkasına gizlenmişlerdi... Köy ahalisi toptan Hristiyanlaştırılmasın diye 1906’da 0- 40 yaş arası tüm erkekler topluca sünnet edilmişti... Köyün yeniden Türk ve Müslüman olması ya da Müslüman kalması için Serhat İncirli denen bu Rumcunun dedesinin dedesi Hasan İncirli, Lefke’nin kadısı mıydı kaymakamı mıydı Rasıh Reşat denen gazetecinin aynı adlı dedesinin babası falan, girişim yapmışlardı... Değerli araştırmacı yazarımız Ahmet An doktorumuz bunları kitaplarında yazmıştı...” diyemez miyiz?
-*-*-
Hayır diyemeyiz!
Neden diyemeyiz?
Bu işlerde ne komisyon var ne rüşvet de ondan diyemeyiz...
-*-*-
Neyse, bugün Mudulla’yı yazacaktık, yarına kaldı...
İyi pazarlar...