Saymak!..
Atalarımız kendi ezikliklerini örtülemek için büyük laflar eder; sonra da bunları ATASÖZÜ diye yutturmaya çalışırlardı topluma…
Bu “büyük laflar”ın en gaddarlarından biri de “Ağaç Yaşken Eğilir”dir…
İşte bu büyük atal
Atalarımız kendi ezikliklerini örtülemek için büyük laflar eder; sonra da bunları ATASÖZÜ diye yutturmaya çalışırlardı topluma…
Bu “büyük laflar”ın en gaddarlarından biri de “Ağaç Yaşken Eğilir”dir…
İşte bu büyük atalarımızın laflarını kendine rehber edinen “Talim Terbiye”ci “EğiTimci”ler her sabah “ANT” içirmekle başlarlardı körpecik beyinleri eğip bükmeye…
“Gür sesle haykırın bakalım: Yasam küçüklerimi sevmek; büyüklerimi SAYMAK…”
Kafayı “Kerrat Cetveli”ni ezberlemekle bozduğum için olsa gerek; ben bu SAYMAK sözcüğünü “sayısal” anlamıyla algılardım hep…
“Gavvoleee, ma başga işimiz yok da bütün gün gelen geçen BÜYÜKLER’i SAYACAYIM? Diye söylenip dururdum…
Sonra aklıma 63 çarpışmalarında; komşunun mandırasında vurulup ölen koyunları SAYDIĞIM gelir; “yok yok canlılar sayılmaz!.. Ölenler sayılır!..” gibi, abuk sabuk düşüncelere kapılırdım…
Bunun gibi “abuk sabuk” fikirler ortaya attığım (ara sıra da öğretmenin çantasına alizavracık falan atardım…) ilkokulun ilk üç yılında öğretmenimden yediğim tokatların sayısını hatırlamam…
Bu bayan öğretmenimin derdi neydi bilmem ama tokadın ardından BÜYÜK CEZA’sı gelirdi… “Yerinden kalk kızların arasına otur!..”
Kimileri için UTANÇ VERİCİ /AŞAĞILAYICI (ki muhtemelen bizim hoca da öyle düşünürdü…) olan bu ceza benim için ÖDÜL yerine geçerdi…
Bu alışkanlıkla, (beşten şaşma, altıyı aşma öğrenci sözüne uygun notlarla) dördüncü sınıfa geçtiğim ilk gün öğretmenin çekmecesine küçük bir kurbağa yerleştirmiş; hangi kızın yanına oturacağımın planlarını yapmaya başlamıştım…
Oysa hocamız değişmiş; (bu değişiklikten sonra SAYMAK sözcüğünün sayısal anlamının dışında başka bir anlamı olduğunu da öğrenmiştim) hayata bakışımı kökünden değiştiren Erol Hoca öğretmenimiz olmuştu…
Tanışma faslının ardından çekmecesini açtığında tepki göstermemiş, çekmeceyi yavaşça kapatıp kara tahtaya güzel bir kurbağa resmi çizmişti…
Sonra, doğrudan bana bakıp; “Söyle bakalım Tamer, kurbağalar nerede yaşar?” diye sormuştu… O gün, UTANMA sözcüğünün fiil halini de öğrenmiş; hiçbir ceza almamama karşın yerin dibine girmiştim…
Yazının başlığını attığımda tüm bunlar aklımda değildi aslında…
Ben yarın yapılacak olan saçma sapan; çağdışı SAYIM’dan söz edecektim…
Facebook’ta açtığım “Goyun gibi sayılmak istemiyorum…” sayfasına pek çok destek gelirken; başta KTHY mağdurları olmak üzere geniş bir kesim bu oyunun parçası olmak istemediğini haykırıyor…
Hükümetin, her geçen gün yükselen haykırışlara kulak tıkadığı gibi; buna da kulak tıkayacağı ortada olsa da; kendimizi SAYDIRMAYARAK; SAYILMAYI hak edebileceğimizi düşünüyorum…
Bu duruma uygun, bir de ANGONİ SÖZÜ ürettim: “Sayılmak (saygı görmek) istiyorsan; kendini saydırma!...”
Ezik Atalarıma da bir şiirimi hediye ediyorum…
SAYGILAR…
Saygı(mı) dağıtıyorum !?.
İşte size küçük bir parça bayım
yaş haddinden payınıza düşen…
Anne ve babanıza
sonsuz saygılar, güzel bayan
birleştirdikleri için sevgiyle
güzelliğinizi yaratan genleri…
Kıçınıza saygılar sayın yönetici
ve cefakar koltuğunuza,
yıllarca taşıdılar sabırla
gittikçe şişen göbeğinizi…
Kara arabalarınıza, kabarık
para tomarlarınıza,teknolojinize
ve renkli medyanıza saygılar salarım
E-mail’inizi gönderirseniz bana...
Gözlüklerinize saygılar bayım
sakladığı için körlüğünüzü
bakarken dünyaya ve pembe camları
suratınızı kara gösterdiği için bana...
Biraz ona, biraz buna
ama, en büyük parça
sanadır çocuk; kötülük
ve kin bulaşmamış temiz dünyana...
Saygı(mı) dağıtıyorum!?..
İnanıp sıralanmayın kuyruklarda
kaybettim, hayatla oynarken yolda...
18-09-1987 Lefkoşa