1. YAZARLAR

  2. Tayfun Çağra

  3. ‘Şey’ler…
Tayfun Çağra

Tayfun Çağra

‘Şey’ler…

A+A-

Geçebilselerdi diğer tarafa, bu tarafta biri kalır mıydı acaba!

‘Şeyler’den söz ediyorum;

Hani o ağızlarından köpükler savurarak hakaret eden ‘şeyler’ var ya!

Onlardan.

Burayı beğenmeyen güneye geçsinmiş!

Burası da onların, Türkiye de onlarınmış!

Her yer onların zaten!... Öyle yaşıyorlar, öyle sanıyorlar…

***

Serdar Denktaş’a bile artık dayanamayan, baş tacı ettikleri, Türklüğün önderlerinden bildikleri Rauf Denktaş’ın oğlunu bile artık “cehennemin dibine” gönderebiliyorlar.

Kudurmuşlar… Yedikleri, içtikleri, kaptıkları, kapacakları başlarını o kadar döndürmüş ki, hükümete yerleştirilmiş adamlarının arkasından ve TC Elçiliği’nin kaktırmalarıyla saldırılarını, hakaretlerini serbestçe yapabiliyor ama haklarında hiçbir kovuşturma olmuyor ne yazık ki!

***

Girne Belediye Başkanı Murat Şenkul bile sözlerini birazcık değiştirmek zorunda kalıyor. ‘Bile’ diyorum çünkü, belediye seçimlerindeki ve birkaç gün önceki yumuşak söylemlerinin dışına çıkıp “Biz sakin olunsun, hoş görülü olunsun, herkes birbirine saygılı olsun dedikçe birileri ısrarla toplumu germeye devam edip:

Cehennem ateşinde kimler yanacağına kadar yorumlar yapmayı kendinde hak görüyor.

Dinimizi bilmiyor, insanlığı bilmiyor, saygıyı bilmiyor, sevgiyi bilmiyor.

Sakin atın çiftesinin ne kadar pek olduğunu da bilmiyor.

Kökeni, görüşü farklı olsa bile ortak değeri İNSAN olan tüm vatandaşları birleştirdiklerini bile bilmiyorlar…” diyebiliyor.

Oysa daha birkaç gün önce “Hepimiz derin bir nefes alıp, sakinleşmeliyiz…

İnsanların inançları üzerinden oluşan hassasiyetlerini birilerinin kullanmasına, siyasete alet etmesine izin vermememizin tek yolu birilerinin istediği gibi çatışmak değildir…. sakin olup halihazırda meclis, baro, sendika ve uzmanların yaptığı çalışmadan çıkacak sonucu beklemeliyiz diye düşünüyorum” yaklaşımından “sakin atın tekmesine” gelebiliyor.

Şenkul’u örnek veriyorum çünkü dediğim gibi seçim zamanında da kim olduğuna, nereden geldiğine bakmadan propaganda yapmış ve belki de beklenmeyen bir galibiyet elde etmişti.

Umarım son gelişmeler Murat başkanı son geldiği noktada kalıcılaştırmaz.

***

Öyle ki ne kadar iyimser yaklaşmaya çalışırsak çalışalım gelişmeler ve yaşananlar bizi bu noktadan uzaklaştıramıyor.

Örneğin başı kapalı öğrencinin ille de İrsen Küçük Ortaokulu’na sokulma girişiminin masum bir “eğitim aldırma” isteği olduğuna kim inanabilir?

TC Büyükelçisi değişiminin ve yeniden Başçeri’nin göreve getirilmesinin yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunu düşünmüştük. Ancak o kadarla kalmayacağını anlamış olduk. Seçimlere dönük olarak belki de toplumu ayrıştırarak, belirli bir cephede toplamak ve kısa vadede oyları istedikleri adaya yönlendirmek gibi bir istekleri olabilir.

Uzun vadede ise Türkiye’de olduğu gibi düşünmeyen, sormayan, sindirilen ve ancak 23 yıl sonra şimdilerde olduğu gibi son gelişmelerden sonra sokaklara dökülebilen sessiz, tepkisiz, korkutulmuş bir kalabalık yaratmak.

Bu günlere geldiğimizde özellikle şimdiki UBP-YDP-DP üçlüsünün de büyük katkılarıyla çok da zor olmasa gerek bu istek ve dilekleri…

***

Yukarıda yazdığım, duyduğumuz, gördüğümüz “burası bizim, siz güneye gidin”, “selasını okumam” sözcüklerini aslında sözlere dökülmese bile günlük hayatımızın her anında yaşıyoruz ne yazık ki...

Diyelim ki 1 milyon olmuş nüfusumuzun ancak 80-90 bin kalmış Kıbrıslı Türk’ünün sesini kim duyar ki artık… Sosyal, kültürel ve medeni yaşamda belli bir yere ulaşmış toplumumuz artık ulaştığı bu yerde durmak veya uyum sağlamak için gerilere gitmek durumundadır.

“Yok olduk, yandık, bittik, mahvolduk edebiyatı yapılıyor” denebilirse de sonuçta gerçekleri söylemek ve bu gerçeklerden hareketle çözümler üretebilmek doğru olacaktır diye düşünüyorum.

***

Buradan nasıl çıkılır, Kıbrıslıların şimdi getirildikleri durum nasıl bertaraf edilip bu noktadan (olması gerektiği gibi) daha ileri gidilebilir? Bunu toplum bilimciler, sosyologlar, bilim insanları çözebilir mi acaba?

Çözseler, politikacılar bu çözümlere itibar eder mi!? Çok uzun soluklu bir çalışma ama bunu başlatabilmek için de öncelikle içine sokulmak istediğimiz yaşam biçimine karşı direncin meyvelerini almamız gerekiyor.

Direncin çiçek açıp meyveye durması ve meyvenin olgunlaşması “bitti-gitti” deseler de Kıbrıs sorununun bir Federasyon bağlamında çözümü ile mümkün olacaktır.  

jj-070.jpg

Karikatür: Mustafa Azizoğlu

Bu yazı toplam 639 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar