1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Taşın altındaki el
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Taşın altındaki el

A+A-

Seçim sonuçlarını değiştirecek kadar çok yurttaşlık verildi” diyor, Yeni Kıbrıs Partisi’nden dostumuz, Murat Kanatlı…

Modern demokrasilerde, seçmenler, kötü yönetim kadrolarını değiştirir. Bizim ülkemizde, statüko değişmesin diye, seçmenleri değişiyorlar.

Biat ve itaat ustası, yaranmacı zihniyetler görevde kalıyor böylece… Yeni yurttaşlıklar tek güvenceleri… Bunun üzerinden de “egemenlik” masalları anlatıyorlar dünyaya…

***

Bakanlar Kurulu kararı ile dağıtılan keyfi yurttaşlıklar için siyasi partilerimiz dava açmıştı.
Mahkeme süreci bugün başlıyormuş.

Merakla bekliyorum sonucu…

Tek umudumuz “yargı” kaldı ya!
Yakında “yargıçlar” da ithal gelirse şaşmayınız derim…

***

Biliyorsunuz, “külliye” olarak nam salan yeni “Cumhurbaşkanlığı” ve “Meclis” binası ithal bir mimar tarafından çizildi.
Uzaktan talimatla (!)

O mimara önce “yurttaşlık” verdiler.
İstisnai (!)
Sonra geri aldılar kararı…
Dava süreci girince araya, yurttaşlığı geri aldılar, düşününüz…
Derken yeniden yurttaş yaptılar, ayıp olmasın, minare kılıfına uysun diye…

Hem ayıp, hem yasa dışı…
Minareler dördü bir yerde…
Yine de rezil rüsva halleri…

***

Tüm bunlar yaşanırken, elektrikler kesilmedi diye övünen bir “başbakanı” var ülkenin…

Havalar soğudu, hatta eksiye düştü ama elektrikler kesilmedi.”
Bravo (!)

“Başbakan” bu açıklamaları, kamusal imkanlarla kendi evinin ve iş hanının önünü tertiplediği bir ortamda yapıyor.

Yolun ortasından geçen bariyerler denk gelmiş, tam da “Başbakan”ın evine ve evlatların iş hanına dönülen yerde kaldırılmış.

Böylece doğrudan ulaşım imkanı ortaya çıkmış, buralara…

Ne ilginç tesadüf değil mi?

Asker istedi” dedi kendileri…
Malum “ateşkes” koşulları (!)

***

Biz elimizi taşın altına koyduk” böbürlenmeleri ile dinliyoruz tüm bu masalları…

Üstelik bu “taş” ne kadar mucizeviyse…
Ellerini altına koyduktan sonra kendileri ve yakınları epeyce semiriyor, hanlar mı istersiniz, apartmanlar mı?

***

Lambalar yanıyor, sular akıyorsa ce dini lügat üzerinden kutlamalar da yapılmışsa, tüm bunları öyle çok fazla kurcalamamak gerek…

Meşhur Türk sözü değil mi, “önce can sonra canan…”

Kaldı ki canan da düşünülmüyor değil, sonuçta...
Elimiz taşın altında!

***

Ah, keşke hastanede üç gündür insülin bulmak için çırpınan kızın da sorununu çözebilseydi bu sistem...

“Yurttaşlık” dağıtmak, kendi evinin önünü tertiplemek kadar ülkenin temel meselelerini çözmekte de biraz uyanık olabilseydi…

Bu yazı toplam 751 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar