Terörsüz Türkiye
Uzun zamandır beklenen çağrı dün yerel saatle 16.00’da önce Kürtçe, ardından da Türkçe olarak okundu. Öcalan’ın çağrısını Ahmet Türk Kürtçe, Pervin Buldan da Türkçe okudu.
1999 yılından bu yana İmralı’da tutuklu bulunan PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan kendisinden beklenen çağrıyı yaptı.
Öcalan açıklamasında “…bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” dedi.
Öcalan’ın bu çağrısı yeni bir dönemin başlangıcı olarak tarihi bir çağrıdır. Ancak henüz netleşmeyen konular var. Anladığım kadarıyla Öcalan devlet temsilcileriyle yapılan görüşmelerde silah bırakma ve örgütün kendisini feshetmesini herhangi bir şarta bağlamamıştır.
Bu da doğal ve olması gerekendir. Çünkü devleti yönetenler “devlet terör örgütüyle pazarlık yapmaz” anlayışındadır.
Ama isteseniz de istemeseniz de bu süreçte karşılıklı görüşmeler yapıldığına ve demokratik uzlaşma sağlandığına göre kapalı kapılar arkasında birçok konu görüşülmüş ve karara bağlanmıştır.
Evet çağrıda bunlar yoktur. Ama çağrının açılış konuşmasını yapan Sırrı Süreyya Önder kapanış konuşmasında “Kendisinin bir notunu da paylaşmak istiyoruz. Bu perspektifi ortaya koyarken şüphesiz silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir notunu da bizlere iletti. Onu da sizinle paylaşmış olalım” dedi.
Aslında Öcalan’ın çağrısının satır aralarında da benzer ifadeler vardır. Çağrıda “Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Olamaz. Demokratik uzlaşma temel yöntemdir. Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır” denmektedir.
Terör demokrasinin düşmanıdır. Ama demokrasi, tam ve eksiksiz demokrasi olmazsa, o zaman da bazı kesimler demokrasi dışı yollara başvurabilir.
Öcalan’ın çağrısında dikkat çeken bir ifade daha var. “Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip, demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyo-ekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür.”
Dolayısıyla çağrı yalnızca silah bırakma ve PKK’nın kendini lağvetmesi olarak algılanırsa terörsüz Türkiye amacına ulaşılamaz.
Önce demokrasinin tam ve eksiksiz yerleşmesi için gerekli adımlar atılmalı. Düşünce ve görüş açıklamaları nedeniyle hapsedilenler serbest bırakılmalıdır.
Ardından da serbest siyaset için çalışma başlatılmalı. Doğrudan terör suçu işlemeyenlerin siyasi yasakları kaldırılmalı ve demokratik yaşam geliştirilmelidir.
Demokrasi dışı yollara müsaade edilmeyecek tedbirler alınmalı, ama serbest siyasetin önü açılmalıdır.
Terörün son bulması elbette Türkiye’yi terör prangalarından kurtaracaktır. Türkiye’nin başka prangaları da var. Terörsüz Türkiye inşa edilmesine paralel olarak bunlardan da kurtulmalıdır.
Öcalan’ın çağrısı tarihi bir çağrıdır. Bir devrin sonunun başlangıcıdır. Ama yeterli değildir.
Bir zamanlar “yetmez ama evet” diyenler şimdi de aynı sloganı söylemelidir.
Terör örgütünün silah bırakması ve kendini feshetmesi önemli, hem de çok önemli bir adımdır.
Yalnız başına bu çağrı hiçbir şey ifade etmez. Asıl olan Türkiye demokrasisinin engelsiz olması için Türkiye’yi yönetenlerin yapacağı açılımlardır.
Bu yapılmadan Türkiye prangalarından kurtulamaz. Prangalarından kurtulamayan Türkiye de ne kendi insanına, ne bize, ne bölgemize, ne de dünyaya bir fayda sağlamaz.
Tam ve eksiksiz demokrasi olmazsa olmazdır.